mehmet

felsefeodevim

sokrates

SOKRATESİN BİLGİ ANLAYIŞI

Sofistlerin bilgi anlayışı, her bakımdan, tek kişiyi kanılarında bir relativizme götürmüştü. Sokrates’in ise göz önünde bulundurduğu ; sağlam, herkes için geçerli olan bir bilgiye varmaktır. O, doxa (sanı)nın karşısına episteme (bilgi) yi koyar. Yalnız episteme hazır, hemen öğrenilebilecek, öğretimle hemen bildirile verilecek bir şey değildir, tersine; birlikte çalışarak, uğraşılarak varılacak bir amaçtır.
 Sofistlere karşı koyanların başında yer alan, İlkçağın en büyük düşünürlerinden biri olan Sokrates, Sofistlere karşı koyar, ama onlarla birleştiği yönleri de vardır. Çünkü Sokrates de, Sofistler gibi, gelenek ve törelerin oluşturduğu ölçüler üzerinde düşünmeyi kendisine ilke edinmiştir. 

 

Onun için Sokrates, Sofistlerin yaptığı gibi, öğretimle bilgileri edindirmeye kalkışmaz, çevresindekilerle doğru’yu birlikte aramaya çalışır. Din-gelenek otoritesine gözü kapalı bağlanmamada Sokrates Sofistlerle bir düşünüyor. Ancak, Sokrates’in akla, düşüncenin objektif değerine, bireylerin üstünde bir normun bulunduğuna sarsılmaz bir inancı var. Onu Sofistlerden kesin olarak ayıran da bu inancıdır. Onun kendine özgü öğretme ve araştırma yöntemi olan diyalog (konuşma) da bu inanca dayanır. Konuşma’da düşünceler ortaya konur, bunlar karşılıklı olarak eleştirilir, böylece de herkesin kabul edeceği şeye varılmak istenir. Sofistler düşünceleri meydan getiren psikolojik mekanizmayı inceliyorlardı. Sokrates ise, doğru’yu belirleyen aklın bir yasası olduğuna inanır ve çevresindekilerle işbirliği yaparak bu doğru’yu araştırır. “Ben bir şey bilmiyorum” ya da “Bir şey bilmediğimi biliyorum” derken de göz önünde bulundurduğu bu. Onun için bunları bir şüphecilik diye anlamamalıdır.

Sofistlerin kuşkuculuğu, yavaş, yavaş her türlü ahlaksal kayıtları da yıktığı halde, Sokrates, bunlara karşı bir tepki (reaction) olarak bilimle ahlâkı da birleştirdi. Ona göre, hayır (iyi) bilindiği andan itibaren dilenilemeyecek bir surette irade ve zihne hükmeder. Tüm insanlar, zorunlu olarak kendi büyük hayır ve mutluluklarını isterler. Yapılmakta olan özel birtakım eylemler, bu genel amaca ulaşmak için birer aracıdan başka bir şey değildirler. Şu halde bireyin (fert) en büyük hayrı, hayır' ın kendisidir. Bu gerçeği bilmek, onu yerine getirmek için yeterlidir. Her erdem, bir bilimdir; şerri işleyen insan, işlediği amaç için gereken aracıyı seçmekte aldanan adamdır. Kötü insanlar istediklerini gerçekten yapamayanlardır ve yapmış oldukları şeyler de, kendileri için iyi ve hayırlı görünen şeylerdir.
 
 
Sokrat, "Bilgeliği, bilgece gidişten (conduite) ayırt etmez. Gerek güzel ve hayırlı olan şeyleri bilip bunları işleyen ve gerek utandırıcı şeyleri bilip de işlemeyen insan gene erdemli ve bilgedir" der. Ona: "Yapılması gerekeni bilip de aksini yapanlar bilge midirler'" diye sormuşlar. Cevap olarak demiştir ki: "— Onlar, izansızlardan daha az bilgisiz değildirler. Öyle sanıyorum ki, tüm insanlar, işe yarayacak şeyler arasından, bir şevi kullanmak istedikleri zaman en yararlı olanı tercih ederler. Şu halde kötü hareket edenler, gidişlerinin ne bilgini, ne de hâkimidirler. Adalet ve tüm diğer erdemler bilimdir. Zira. Adalet ve erdemin oluşturduğu şeyler, güzel ve iyi şeylerdir. Bunları bilenler, bunlardan başka bir şey yapamazlar".

Şu ifadeler de gösteriyor ki Sokrat, insan özgürlüğünün bilime bağlı olduğunu sanmaktadır. Daha doğrusu, bu özgürlüğü inkâr etmektedir. Yani, ona göre: Erdem bir bilimdir ve erdem bir başkasına öğretilebilir (Eflatun, Protagoras).

Sokrat, bu düşünceden, iyi yapabilmek için, iyi düşünmek gerektir, gibi adi bir anlam çıkarmıyor; bilgi ile eylemin birbirine bağlı olduğunu kabul ediyor. Zira gerçekten iyiyi bilenler, iyiyi yapmanın kendi çıkarları gereğinden olduğunu ve onu yapmak için istemek gerektiğini anlarlar. İrade, akla aykırı hareket edemez. O, aydınlatıldığı zaman daima doğru hareket eder. Onun yaptığı bazı sapmalar, şaşırmalar ancak zihnin yaptığı yanılmalardır. Descartes da bu düşünceyi bilgi ve usul bakımından benimsemiştir.

 
Bireyin çıkarı, genelin çıkarına bağlıdır. Ona göre hayır, ne hazdır, ne de bireylere göre değeri değişen onur ve zenginlik gibi bir şeydir. Belki istisnasızca tüm insanların kutladıkları ve Hepsinin iyi ve güzel diye ilân ettikleri, daima evrensel olan itidal ve adalet gibi bir şeydir. Hayır, böyle olunca, pek yüksek bir yararı da ilân ettikleri zaman, örneğin, zenginlik gibi birine yararlı ise, diğerine zararlı olabilir veya bir diğerinin zararı ile elde olunabilir. Oysaki adalet, böyle değildir. O, kayıtsız ve koşulsuz bir hayırdır.

Şu halde erdem ve hayır, kendisine çıkarı rehber yapan kimselerin iradesine egemendir. Sokrat, namuskârlığı, yararlıdan ayırmak yanılgısına düşen insanı, cehennem tanrılarına adamıştır.Hayır, yararlı olunca, ahlâkın amacı da mutluluk olur. Fakat mutluluğun kendisi de erdeme dönüştürülebilir. Ona göre mutluluk; aracısız bir surette erdemde gerçeklenebilir.

       Sokrates’e göre, bilimsel çalışmanın amacı, duyularla edinilen tek tek algılar değil, kavramdır. Onun için, Sokrates hep, kavramın belirlenmesi, sınırının çizilip gösterilmesi olan tanım’a (horismos, definito) varmaya çalışır.
        Sokrates’in kullandığı yöntem, tüme –varım (epagoge, inductio) yöntemidir. Aristoteles, Sokrates’i bu yöntemin bulucusu diye gösterir. Ancak, Sokrates gelişigüzel bir araya getirilmiş tek tek haller arasında bir karşılaştırma yaptığı için, tam bir tümevarım yöntemi geliştirdiği söylenemez.
 
Sokrates bu yöntemini, tıpku Sofistler gibi , sadece insan hayatının sorunlarına uygulamıştır. Onu “doğru bir yaşayış nedir, hangisidir?” sorusundan başkası ilgilendirmemiştir. Doğa felsefesiyle hiç uğraşmamıştır; kavramsal doğru’yu araması da yalnız ahlaki kaygılar yüzündendir. İnsanın ahlakça kendisini eğitmesi, yetiştirmesiyle bilim aynı şeydir. Araştırma da bulunacak tümel doğru, ahlak bilincine açıklık ve güven sağlayacaktır.
 
 
 
Erdem ve hayır kendisine çıkarı rehber yapan kimselerin iradesine egemendir. Hayır yararlı olunca, ahlakın da amacı mutluluk olmaktadır. Ona göre mutluluk araçsız bir surette erdem ile gerçekleşmektedir.
Sokrates’e göre ahlak; amacı iyi ve iyilik olan bir düşüncedir. Herkes kendi iyiliğini istemektedir. Eylemlerimizin ahlaksal başlangıcı da budur.
Sokrates ahlaki felsefe görüşlerini altı esasta toplamıştır:
1) Kendi kendimizi bilmek suretiyle elde edebileceğimiz erdem,
2) İrademizi erdeme bağlamaktan, ayırmaktan doğan cesaret,
3) Duygularımızla irademizin bağlanmasından doğan dayanma,
4) Kendi cinsimizden olanlara karşı ilişkilerimize ait eylemler yani hak,
5) Tanrı ile birleşen irade yani din,
6) Kaynaklarını Tanrısal emirler oluşturan kanunlar uyma
Bütün bu esaslara göre, mutluluk, gerçek erdeme bağlamakta ve ödev ise iyiyi işlemektedir. Ahlaki mutluluğa ise ancak böyle ulaşılabilinir.
Bugün 1 ziyaretçi (6 klik) kişi burdaydı!